KALABALIKLARIN TENHASI

Takvim yapraklarının itinayla gösterdiği o pazar sabahına gözlerimi açmıştım. Bugün benim için diğer günlerden daha farklıydı. Hafta boyunca çevreden ve yaşanan pek çok olaydan neşe, öfke, üzüntü gibi duygularla topladığım çeyizimi açtığım gün olurdu. Kısaca herkes için aileyle vakit geçirme olarak görülen pazar benim ben olduğum gündü. Yataktan kalkar kalkmaz uykunun da verdiği o sarhoşluğu üzerimden atmak için kendimi soğuk suyun pençelerine verdim. Şimdi bir nebze dahi kendime gelebilmiştim. Ufak tefek kahvaltı da denilebilecek bir şeyler atıştırarak nihayet o günah masasına oturabilmiştim. Usulca açtığım amel defteri misali her yaşadığımı içine aktardığım, görüp de etkilendiğim ve değinmeden geçemeyeceğim pek çok şeyi barındırdığım defterimi açtım.
Bu sefer dışarıdan gördüğümü değil kendimi anlatacaktım. Kimseleri değil kimsesizleri konu alacaktım.
Sözlükte anası babası, herhangi bir yakını, koruyucu kimsesi bulunmayan olarak da tanımlanan kimsesizler duygusuzca kurulmuş ve ağızdan bir duvara söz söyler gibi çıkan bu sözcüklerden ibaret olmadığını hepimiz biliyoruz. Biliyoruz, biliyoruz da bir insanın kimsesiz olmasına neden göz yumuyoruz? Neden birilerine göz kulak olmak yerine onlara karşı gözsüz, kulaksız oluyoruz? Biz neden biz olamıyoruz? Biz neden mazlumun, kimsesizlerin yanında olmak yerine yanlarında yalandan da olsa bir sürü arkadaşı olan insanlarla beraber oluyoruz? Biz neden içerisinde 7,78 milyar insanın yaşadığı bu dünyada birini kimsesiz bırakabiliyoruz? Bunca sorunun cevabı aslında o kadar basit ki insanlar yalnıza dost olmak yerine çevrelerindeki şahıslara sadece kalabalık olmak isterler.
Peki ya kim bu kimsesizler? Sokakta görüp de kafanızı çevirdiğiniz kağıt toplayarak karnını doyurmaya çalışan yaşı 7 olup yaşanmışlığı alnında çizikler oluşturacak Ahmet, bir kap su, bir kap yemek vermekten aciz olduğunuz o hayvanlar, küçük yaşta bir zevk uğruna yapılıp cami avlusuna bırakılan küçük Esma, sizi korumak için şehit olan ama adı haberlerde geçmediği için 3 saniye bile arkasından üzüleni olmayan yetim Mehmet, aile evine dönemediği için kocasından sürekli dayak yiyip boşanamayan Ayşe, çevresinde popülaritesi yüzünden oluşan sahte kalabalığa rağmen yalnız olan Murat, senin bakıp da göremediğin, görüp de dokunamadığın, çöp kadar değer vermediğin, merhametinin kırıntısını dahi layık görmediğin o taştan duvarlar ardında nesne ismi gibi nitelendirdiğiniz, kiminizin komşusu , kiminizin hizmetkarı olan , kiminizin ise görünmeyen kahramanlarıdır . Peki ben kim miyim? Ben insanlık için ölmüş cümlesinin vücut bulmuş haliyim. Ben insanların vah vah nidalarıyım. Ben sizlerin bak oku da böyle sokaklarda yaşama dediğiniz çocuğum. Ben sizin anlatamadığınız hikayenizim. Ben sizin kimsenin yanında dökemediğiniz gözyaşıyım. Kısaca ben kimsesizim. Hayatta her zaman kimsenin siz olmadığını bilirsiniz ancak kimsesiz olmak… Bunu umarım kimse bilmez.

KALABALIKLARIN TENHASI