Kahrolsun Kapitalizm (!)

Bugün size hepimizin bolca duyduğu, yeri geldiğinde ağız dolusu hakaretler ettiği, bazen de dünyadaki tüm sorunların sebebi olarak gördüğü bir konudan bahsetmek istedim. Bu konu başlıktan da anlayabileceğiniz gibi kapitalizm. Peki kapitalizm nedir ? neden toplumun büyük bir kısmı ondan nefret eder ? siyasetçiler miting meydanlarında oy toplamak için ona hakaretler savunur ? gerçekten garip değil mi? Bir yandan toplumun ve dünyanın büyük bir kısmının içinden yaşadığı bir sistem, diğer yanda ise bu sistemi her fırsatta aşağılayan fakat bir türlü vazgeçemeyen yine sistemin içindeki insanlar. Şimdiden uyarayım bu yazıda kapitalizm nedir ya da nasıl ortaya çıktığı gibi bilimsel şeylerden bahsetmeyeceğim. Bu yazının bir deneme ve eleştiri yazısı olması gerektiğini düşünüyorum. Zaten diğer türlü her yanda bahsedilen bilgilerle doldurmuş olurum yazıyı.


Tanım yapmayacağım dedim ama ne olur ne olmaz yine de küçük bir tanım yapalım, kapitalizm hakkında. Kapitalizm ; üretim araçlarının özel mülkiyetine ve bunların kâr amacıyla işletilmesine dayanan bir ekonomik sistemdir. Daha fazlasını merak edenler bu tanımı da aldığım vikipedia ya bakabilirler. Şimdi konumuza gelecek olursak kapitalizmde en çok eleştirilen yönlerden birisi gelir eşitsizliği. Nedir bu gelir eşitsizliği peki ? şöyle düşünelim bir odada 10 kişi kilitli kaldınız, odada 10 tane de elma var. En doğru olanı herkese bir elma düşmesidir değil mi ? fakat bir terslik var 2 kişi 6 elma almış kalan 8 kişiye de sadece 4 elma kalmış . 2 kişi 6 elmayla çok rahat bir şekilde günlerini geçirebilir peki ya kalan 8 kişi ? onlar nasıl 4 elmayla karınlarını doyursunlar ? veya daha kötüsünü düşünelim 1 kişinin 9 elmayı aldığını kalan 9 kişiye de sadece bir elma düştüğünü hayal edelim ne kadar adaletsiz öyle değil mi ? şimdi bunu günümüz dünyasına uygulayalım, oda içinde yaşadığımız dünya, elmalar ise hayatımızı sürdürebilmemiz için gerekli sermaye, 6 elmayı alan 2 kişi kapitalist sistemde başarılı olmuş zenginler ve sermayenin büyük bir kısmını da ellerinde tutuyorlar. Kendileri her gün daha fazla elmaya, sermayeye sahip olurken sizse elinizde bulunun kısıtlı sermayeyle kendi yaptığınız arabaları satın almaya çalışıyorsunuz. Ne kadar canice öyle değil mi ? fakat burada gözden kaçırdığımız bir nokta var. Ya 6 elmayı alan 2 kişi onların yerini bulan, ağaçtan toplayan, ya da kimsenin umurunda değilken insanları bir araya getirip o elmaları bulundukları yerden toplatan kişilerse ? o zaman belli bir kar payı almaları gerekmez mi ? peki şimdi hangisi adaletsiz, elmaları bulan ya da bulduran kişilerin 6 elma alması mı yoksa her kesin 1 elma alması mı ? peki herkes bir elma alırsa ilk başta elmaları bulan ya da bulduran kişiler tekrar aynı işe girişir mi ? bence tekrar aynı şeyi kolay kolay yapmazlar. Çoğunuz gelir eşitsizliğini meşru gösterdiğimi düşünebilir. Fakat bahsetmek istediğim bu değil. Evet belli şeyleri kendileri yapmış olabilir ya da elma toplama fikrini ortaya atmışta olabilirler ama ne olursa olsun diğerlerinin hakkını bu şekilde gasp edemezler. Kendi ettikleri kâra oranla diğer kişilere de pay vermek zorundalar. Kârın büyük bir kısmını elinde tutup küçük bir bölümü de emekçi kesime vermemeleri gerekiyor. Kapitalizm aslında buna karşı bir tedbir almış. Şöyle demiş ettiğin kara oranla çalıştırdığın insana da zam yap. Yani pastanı büyüt, ama pastan büyürken sadece senin dilimin büyümesin o pastadan pay alan en küçük dilim bile büyüsün ki onu yiyen adam “ oh tamam ! yetti doydum.” desin. Ama gelin görün ki kârı yapan insanların aç gözlülüğü sadece kendi dilimlerini büyütmeye yarıyor. Sistem aç gözlülüğü hesaba katamadı mı acaba ? hayır aslına bakarsanız hesaba kattı hem de çok iyi kattı nasıl mı ? gelin biraz da o tarafa bakalım.




Aslında aç gözlülük kapitalizmi ayakta tutan en önemli etkenlerden biri ayrıca nefret etmemizin de büyük bir sebebi. Peki aç gözlülük nasıl sistemi ayakta tutuyor dediğinizi duyar gibiyim, şöyle ki ne kadar çok mal üretirseniz üretin, ne kadar kaliteli mal piyasaya sürerseniz sürün o malları alan insanlar olmadıkça malınınız hiçbir değeri kalmaz. Yılın büyük bir kısmında çalışmışsınız. Belli bir birikiminiz var, yıllık tatile çıkacaksınız. Peki tatilde ne yapmak isterdiniz ? sırf bunun için bile binlerce seçenek binlerce site, otel, tur var. Birini seçtiniz diyelim. Tatilde denize gideceksiniz. Oteli, sahili her şeyi ayarladınız şimdi sıra o konuma varmaya geldi. Kendi arabanız varsa onunla, yoksa uçakla, paranız az kalmışsa otobüsle herhangi bir şekilde gideceğiniz yere vardınız ama durun bir eksik var. Denize girerken ne giyeceksiniz ? peki ya sahil , ya ayaklarınız yanarsa ? ya moda ? elbiselerinize yakışan bir güneş gözlüğü, aksesuarlar, cildiniz mi hassas onun da çözümü var sepete bir de güneş kremi ekleyelim. Yaşadığınız yerde sokakta 5 liraya satılan ama tatile gittiğiniz yerde “Abi el emeği bunlar.” Deyip iki katı fiyata satın aldığınız incikli boncuklu bileklikleri de işin içine katalım. Bir de bunları satın alırken mağazadaki kadın size kampanya var şu ürünümüzde dediyse üstüne bir de indirim varsa hayatımızda hiç kullanmayacağımız ürünleri bile ekledik mi o sepete şimdi. Şimdide dönüp en başa bakalım amacımız sadece tatile gitmekti ama yaptığınız harcamalara bir bakın. Ne kadar zalim bir sistem öyle değil mi ? sizi önce haftada 6 gün çalıştırıp sonra tüm emeğinizi bir çırpıda, bir tatil için heba ediyor ne kadar yazık öyle değil mi ? kahrolsun bu sistem mi acaba ? şimdi biraz da resimdeki gri noktaları görme vakti. Mağazadan ya da sokaktan aldığınız bir sürü şey, tatil örneğini de bir kenara bırakalım hatta. Günlük harcamalarınız, sırf indirime girdiği için aldığınız belki de hiç kullanamayacağınız ürünler. Saatler, elbiseler, telefon kılıfları, eskisinde bir sorun olmamasına rağmen yeni modeliyle değiştiğiniz telefon. Size zorla mı aldırıldı ? mağazacı kadın ya da erkek her neyse kafanıza silah dayayıp bunu da alın mı dedi ? ya da indirim reklamlarında bu indirimden faydalanmayanlar hapse mi girecek dendi ? aynı şekilde normal reklamlarda. Bazılarınız reklamların bu kadar harcama yapmamıza sebep olduğunu söyleyebilir. Evet bu bir etken olabilir ama reklamlar size ürünü pazarlar özelliklerini gösterir sizde ihtiyacınız varsa o ürünü alırsınız. Yani kendi isteğinizle alırsınız bir zorlama olmadan. İster ihtiyacınız olsun ister olmasın aldığınız her ürün kendi isteğinizle alınmıştır. Eğer ekstrem bir durum yoksa tabi. O kadar boş harcama yapmanızın tek sebebi kendi aç gözlülüğünüzdür. Aman indirime girmiş bunu da alayım yok 3 tane alırsam 1 i bedavaya gelecek bunu da sepete ekleyelim. İyi ama senin sadece bir taneye ihtiyacın var ? neden 1 tanesi bedavaya gelecek diye fazladan 2 ürün alıyorsun ? aslında sözün özü şu ki sistem bizim duygularımızı çok iyi biliyor bizdeki hırsı, aç gözlülüğü, konfor sevdasını ve hiç çekinmeden bunları bize karşı kullanıyor. Tabi burada tüm sucu bizim üzerimize attığımı düşünmeyin sakın. Elbette mevcut moda akımı, çevresel tepkiler bu harcamalarda önemli burada asıl söylemek istediğim şey tüm suçu sisteme atmamamız gerektiği kendi duygularımızı ve düşüncelerimizi de işin içine katıp neden sürekli tükettiğimize kafa yormamız gerektiği. Tüm suçu bu sisteme yükleyip “kapitalizm beni sömürüyor “ demememiz gerektiği. Kendimizin farkına varalım ütopik düşünceleri bırakıp. Salt gerçeği düşünelim bir anlığına. Hepimizde aç gözlülük vardır, hepimizde kibir, yükselme arzusu, konfor düşkünlüğü vardır. Kimse siyah ya da beyaz değildir ama bir şeyden eminim ki aramızda çok fazla gri var ve sistem de bunun farkında. Yeri geldiğinde beyaz, yeri geldiğinde siyah yönlerimizi kullanıyor ve başarılı oluyor. Tam vazgeçecekken sizin konumunuzdan yükselip zengin olmuş birini karşınıza çıkartıyor sizi sistemin içine tekrar çekiyor. Tam ürünü almaktan vazgeçmişken içinizdeki aç gözlülük arzusunu tetikliyor tekrar düşündürüp ürünü size aldırtıyor. Artık ben bittim benden bir şey olmaz demişken kişisel gelişim kitapları, kanalları, yazarları, televizyon programları ve binlerce başarı öyküsüyle sizi sistemin dişlilerine tekrar kazandırıyor. Çünkü ne kadar sizi sömürse de ne kadar emeğinizi duygularınızı kullansa da sistemin size hiç ummadığınız kadar ihtiyacı var. Çünkü siz sistemin dışına çıkarsanız tüketemezsiniz, üretemezsiniz, o tatile asla çıkamazsınız ya da bir gün çok çalışarak ya da parlak bir fikirle yükselip diğer insanlara iş olanağı veya yeni tüketilecek ürünler sunamazsınız. Bu yüzden bu sistemin size her şeyden çok ihtiyacı var. Bunun sonunda benden gaza getirici kişisel gelişim cümleleri bekleyebilirsiniz ama hayır bunu yapmayacağım size de bu tür şeylere fazla inanmamanız tavsiyesini vererek bana ayrılan sürenin sonuna geldiğimi belirtmek isterim. Kapitalizm konusu çok uzun bir konu üzerinde sayfalarca tartışabiliriz ama bu yazılık bu kadar yeter. Zamanın bile çerez gibi tüketildiği günümüzde çerez gibi tüketebileceğiniz bir metinle karşınızdayım. Çok kapsamlı olmamakla beraber benim dikkatimi çeken bir iki yönünü belirtmek istedim sistemin. Umarım sizin de hoşunuza gitmiştir. Hepinize iyi günler dilerim.

28 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör